ddd

BenimBlog.com - Turkce ucretsiz blog Bedava blog hizmeti
para kazan


YAGMUR

Yağmurdan sonra daha net görürsünüz her şeyi, yaprakları daha parlak, dağları daha uzak, çatıları daha parlak.

Tüm tozları alır götürür ya yağmur ondan. Daha temiz her şey, ama insanlar daha bir telaşlı, korkak, kaçarlar. Kaçarlar işte, tozları hep üzerlerinde kalsın diye, tozların gizledikleri yaraları fark edilmesin diye. Korunmak için uzun sapların ucundaki tellere gerilmiş naylonumsu bez parçalarını taşırlar başlarının üzerine.

Yağmur yine de ıslatır pantolonlarının paçalarını. Bazıları yağmurun sesini daha güçlü duymak için taşırlar, her damla gergin beze çarpıp yankılansın diye kulaklarına daha yakın, başka bir şey duymamak için. Başka hiçbir şeyi, sadece yağmurun sesini, sadece tertemiz damlaların sesini. Ne sivri topukların asfalta çakılışını, ne taksilerin kornalarını, ne otobüslerin homurtularını, ne ağlayan çocukları, dilencileri, bağırışları, çığlıkları, ne de saatlerce, günlerce, haftalarca, gitgide dayanılmaz hale gelen aylarca süren sessizliği dinlememek için. Sadece damlaların çarpışlarını duyabilmek için başının üzerinde taşıdığın gergin bir bez parçasıyla ayaklarının sırılsıklamlığını bile fark etmeden uzun uzun, yavaş yavaş yürüyen insanlar vardır. En güzelini, en cesurcasını çocuklar yaparlar, araya hiçbir şey koymadan gözlerini gökyüzüne dikip dans ederler yağmurla. Çağırırlar her bir damlayı daha çabuk gelsinler, yüzlerinde daha çok dolaşsınlar, daha çok öpsünler diye. Keşke hep çocuk… Büyüdük.

уαℓηιzℓιк кσкυуσяυz

Ne kadar hapsolmuşuz sana yalnızlık, ne kadar medet umar olmuşuz senden; ne kadar saklanır olmuşuz boş kimliklerimizin, ünvanlarımızın ardına; ne kadar çok unutmuşuz etten, kemikten kandan oluştuğumuzu, insan olduğumuzu... Ne kadar anlamsız bir canavar, bir yanardağ haline getirmişsin bizi.. Biz mi snei çağırdık, ya da sen öylesine gelmek mi istedin...

Her gün bir tufan gibi sürükleniyoruz seller misali işlerimize, okullarımıza... Sabah olduğunu bile anlamadan otomatik bir şekilde dolaplarımıza yaklaşıyoruz, belki kimimiz hergün aynı şeyleri üzerimize geçiriyoruz, banyo, mutfak ve en sonunda ayakklarımza geçirilen ayakkabı denen şeyle akın akın bir yerler akıyoruz, koşuyoruz...

Kapılardan giriyoruz, kapılardan geçiyoruz, sandalyelere, bürositlere çöküyoruz, bilgisayarın tuşlarına vuruyoruz... Hatta kimilerinin bilgisayarlarının karşısında iş gereği aynalar var konuşurlarken, karşılarında telefondaki sese daha iyi yanıt versinler diye...

Ekran, klavye, makine, iplik, ustura, fön, posta çantası, streskop vs. Derken girdiğimiz kapılardan bezgin çıkıyoruz öylece... Kimimiz servislere, kimimiz otobüslere, kimimiz bir yerlere...

Ama hepimiz yanlız, ama hepimiz yorgun, ama hepimiz hayalsiz, düşsüz... Derken evler, derken yataklar, derken dolap girer yine devreye... Derken zaman ilerler, derken mumlar söner, derken aklar düşer, derken, diyecek birşey kalmaz öylece... Tek sözü yine yalnızlık söyler

<%EntryBody%>



Benim hakkımda

ddd

Son yazılarım
Menü
Image Hosted by ImageShack.us
Arkadaşlarım
Baglantılar

Get video codes at Bolt
  • <%LinkTitle%>


  • 1 sayfadan 1 . sayfa
    geri | ileri