BenimBlog.com - Turkce ucretsiz blog Bedava blog hizmeti
para kazan


Benim Adım KIŞ

yine yapacağını yaptı...

 

 

11:52 - 2/3/2008 - Yorumlar {0} - Yorum Yaz

mutlaka kulak verilmesi gereken bi müzik!!!

09:02 - 2/3/2008 - Yorumlar {0} - Yorum Yaz

...............

06:37 - 19/11/2007 - Yorumlar {0} - Yorum Yaz

Türk halkına çağrı

 

Başbakan 16 şehit verdiğimiz bir önceki saldırı sonrası “Başkan Bush ile görüşeceğim, sonuç alacağımı umuyorum” açıklamasını yaptı...

Şimdi ne diyecek; “yine çıkıp bekleyin Başkanla mı konuşayım” diyecek...

Sevgili dostlar, İsrail’in iki askeri kaçırıldıktan sonra Lübnan topraklarında yaptığı operasyonu hatırlıyor musunuz ? Bu sabah aklıma şu soru geliyor; biz neden aynı şeyi yapamıyoruz?

Denklemin bütününe soğukkanlı bir şekilde bakınca ‘neden yapamadığımız’ aslında çok açık; Türkiye, 1946 devalüasyon sürecinden bugüne Ortadoğu bölgesinde ABD politikaları harici tek bir adım dahi atamadı, atamıyor... Türkiye, 1980 sonrası teslim alınma sürecine giriyor, 1997-2007 arasında ise emperyal güçlerin, “ekonomik-siyasi-askeri-finansal” anlamda “her türlü” esiri oluyor...

İşte esaretimizin gelişme süreci...

- 1946 devalüasyonu ile Türkiye ekonomik olarak değişen dünya şartlarında ABD etkisine daha fazla girmeye başladı. SSCB’nin yayılmasını önleme amacında olan ABD Truman Doktrini çerçevesinde 1947 yılında Türkiye’ye 100 milyon dolar yardım kararı aldı. Gelişme içeride büyük tepki doğururken 1946 devalüasyon sürecinin de başbakanı olan Recep Peker yaptığı konuşmalarda Türkiye’nin kalkınmasını ABD’ye dayandırması gerektiğine dair mesajlar verdi...

- Truman Doktrini’ni Marshall Planı takip etti. Haziran 1947’de Marshall Planı açıklandı ve planı kabul eden ülkeler program dahiline alındılar. Bu noktada bir yorum yapmamda yarar var; Türk kamuoyunda bu yardımın ABD’nin Türkiye’ye ne kadar önem verdiğini göstermek için bize özel şekilde yapıldığına dair yorumlar var, bunlar kesinlikle doğru değil. Bu plan dahilinde en az yardım alan ülkelerden biri Türkiye’dir.

- Marshall Planı çerçevesinde Türkiye’ye yapılan telkin, çok ilginçtir ki 1978 Dünya Bankası raporu ile büyük benzerlik gösteriyor; ikisinde de ‘Türkiye sanayi ülkesi olmamalı’ ifadesi açık ve net...

- NATO olarak bildiğimiz yapının 1948 yılında temeli atılırken, Türk kamuoyundaki genel görüşün aksine, ABD, İngiltere ve Fransa, Türkiye’nin ‘dışarıda kalması’ fikrini savundular. Türkiye’ye Kuzey Atlantik temelli bir oluşum olduğu söylenirken İtalya ve Fransa’nın Afrika topraklarının da kapsama alanı içine alınması Türkiye’nin istenmediğini net olarak gösterdi. Türkiye NATO’ya ancak Kore Savaşı ve sonrasında artan SSCB tehdidi ile 1951 yılında dahil olabildi. Bu dahil oluş ABD’nin Türkiye üzerindeki askeri ve ekonomik kontrolünü artırırken, içeride olduğundan fazla algılanan bir Sovyet tehdidi oluşmaya başladı...

- ABD 1954 yılından itibaren Türkiye’nin talebi olan 300 milyon dolar üzerinde bir yardım paketini onaylamazken Türkiye’ye sürekli devalüasyon baskısında bulundu. Bu süreçte SSCB’den gelen ‘ekonomik kalkınma odaklı’ yardım talepleri ABD isteğiyle geri çevrildi. Türkiye, istenen devalüasyonu yapıp topraklarında füze konuşlanması dahil her türlü izni ABD’ye vermesine rağmen yalnızca 30 milyon dolar alabildi. Bütün bunlar olurken bugün İsrail’in yaptığı Lübnan operasyonunun ilk versiyonunu gerçekleştiren ABD askerleri Türkiye’deki üsleri kullandılar...

- 1960’lara yaklaşırken ABD’ne teslimiyet politikasının iflas ettiğini anlayan Başbakan Adnan Menderes, 1960 yazında Rusya’ya resmi bir ziyaret için gerekli randevuları aldı ama Başbakanlığı’nın süresi bu ziyarete yalnızca 40 gün kala askeri bir darbeyle bitti...

- 1997 yılında Başkan Clinton, Yeni bir yüzyıl için ulusal strateji belgesini açıklıyor. Şu cümleye lütfen dikkat; “Petrol rezervi ile Hazar Denizi bölgesi, Türkmenistan, Kazakistan, Özbekistan, Kafkasya, İran, Kuzey Irak, Doğu ve Güneydoğu Anadolu. Bu bölge dünyanın artan enerji ihtiyacını karşılamada, önemli bir adaydır. Kendi kaynaklarımız tükeneceğinden bu bölgedeki kaynaklara ulaşmak, ABD’nin yaşamsal çıkarlarından biridir” ...Bu belge sonrası Türkiye’nin “bölgeye hakim olma” anlamında esir alınma süreci hızlanıyor ve “Kriz, Derviş programı, IMF, Avrupa Birliği” gibi kavramlar altında Türk Devletinin “refleksleri” yok ediliyor...

Sonuç: Dünkü hain saldırı “canımızı yaktı”. Yaktı ama bir gerçeği de unutmayalım; bu çok uzun bir sürecin “sonuçlarından” sadece bir bölümü. Yapmamız gereken tek bir şey var; saldırı sadece “terörist” değil, bu sadece “ucu” ...Saldırı “varlığımıza” yönelik...Lütfen; artık uyanalım.

 

10:12 - 25/10/2007 - Yorumlar {0} - Yorum Yaz

Eğlence mi? Savaş mı? Futbol mu?

Ben bu görüntüyü izledikçe çok eğlendim. Sonrasında da düşündüm,
savaşların da böyle olması gerektiğini, akıllı ve kurnazca...
İlla bi galibiyet olucaksa neden bu şekilde olmasın???
Bunca insanın yok yere ölümü olmak zorunda mı?
Yenilmişlik duygusu zaten insanı ölmüş kadar etmez mi?
O kadar çok nedenden insan öldürüyoruz ki!!!
Savaşta insanlar ölüyor,
Futbolda insanlar ölüyor,
Açlıktan insanlar ölüyor,
Kızdırılıyor, insanlar yine ölüyor!!
Çok basit bi bakış açısı olabilir ama...
Hayallerde sınır yok!!!
Ne diyelim benim dileğim ;
Savaşta da eğlenebildiğimiz günlere...

02:14 - 7/10/2007 - Yorumlar {0} - Yorum Yaz

BİŞEY YAPMALI

Az sonra izleyeceğiniz görüntüyü bloğuma farklı bir konuda, daha sonra eklemek adına yaptığım araştıma sonucu gördüm.
Çoğumuz hele de şimdi ramazan iken iftar sofralarında emvai çeşit yiyeceklerle orucunu açarken.
 Peki ya az sonra izleyecekleriniz...
iÇİNİZİN ACIMASINI İSTİYORUM!!!
Çünkü ben de ancak bunu yapabilirim....

09:09 - 4/10/2007 - Yorumlar {1} - Yorum Yaz

AKAY'A

Benim de canım arkadaşım Akay 'a ünlü olma yolculuğunda kendimce katkım olsun istedim.
Eline koluna sağlık herşeyi güzel yaptığın gibi bunu da süper yapmışsın.
Kendime de pay çıkarmalıyım bundan....
Kimin arkadaşı :D

05:18 - 2/10/2007 - Yorumlar {0} - Yorum Yaz

bANg bANg


Kill Bill film müziği ile karşınızdayım şimdi de...
:)
Vurdulu kırdılı, kavgali dövüşlü filmlere küçüklüğümden beri hep ilgi duymuşumdur,bu duygusal yapımın aksine...
Bu filmi izledikten sonra da Nancy Sinetra'nın seslendirmiş olduğu bang bang adlı parçaya da takıldım. Üstelik belki siz de söylersiniz  diye karaoke olanını bile koydum bloğa...
Allahım ne iyi bi insanım ben böyle...
En kötü filmler arasına giren bu filmi ben çok beğeniyorum, zevksiz miyim ki acaba...

08:49 - 1/10/2007 - Yorumlar {0} - Yorum Yaz

AğlamaK GüzeldiR...

ağlamak güzeldir...
Acılar çekerken,
Yapılabilecek hiçbirşey yokken,
Umudunu yitirken,
Yapayalnız kalırken,
TEK ÇIKIŞ NOKTANA DOKUNURKEN...
YANİ AĞLAMAYA...

07:53 - 1/10/2007 - Yorumlar {0} - Yorum Yaz

Lanet olası direksiyon sınavı


Başlıktan da anlaşıldığı üzere ilk direksiyon sınavımdan kalmış bulunuyorum. Duyduk duymadık demeyin, soru sormayın, kafamı bozmayın, aptal espriler yapmayın....
MAZERETİM VAR ASABİYİM BEN...

04:35 - 23/9/2007 - Yorumlar {0} - Yorum Yaz

Kuyruk Dik Olunca


Dün gece sahur programlarınndan birinde dinlediğim bir hikayeyi paylaşmadan geçemedim.


Ormanda bir fare vardı.


Havalı, kibirli, her an bir hayvana musallat olan kuyruğu dik fare.


Kuşların yuvasına pislemediği gün maymunun kuyruğu ısırır, tavşanı korkutmadığı gün tilkinin başını şişirdi.


Orman hayvanları illallah demişti farenin elinden. Bu böyle devam edemezdi…


Sonunda hayvanlar aralarında bir heyet kurup aslanı ziyarete gittiler. Ormanın kralı oydu, bir çare bulurdu nasılsa…


Bütün hayvanları topladı aslan. Yaşlı kaplumbağayı dinlediler önce, sonra zürafayı, sonra tavşanı, maymunu, ağaçkakanı, yılanı, hatta diğer fareleri… Sözü en son kedi aldı:


-Saygıdeğer kralım, dedi bıyıklarını burarak, bu işi bana bırakın. Bir onunla ta ezelden düşmanız.


Aslan diğer hayvanlara baktı, ne dersiniz, diye soruyor gibiydi. Olur manasına başlarını salladılar.


Kedi göğsünü gere gere yeni görevinin başına gitti. Herkes olacakları beklemeye koyuldu.


Fare bir ağacın altında, olanlardan habersiz, planlar kurmakla meşguldü. Kuyruğunu dikmiş kendi kendine konuşuyor, sinsi sinsi gülüyordu. Kedi yavaşça yaklaştı arkasından. Doğrusu bu işin kolay olacağını o da beklemiyordu. Avına sessizce yaklaştı, pençesini kaldırdı, o da ne?! Bu farenin ensesinde gözü vardı sanki. Kedinin gölgesini gören fare şimşek hızıyla fırladı. Önde kaçarken bile kuyruğu havada bir fare, arkasında görev aşkıyla yanan azimli bir kedi. Görülmeye değerdi doğrusu.


O köşe senin, bu ağaç benim; o kayalık senin, bu kovuk benim, öyle bir koşturmaca ki!..


Nihayet düz bir ovaya geldiler. Fare sağına baktı, soluna baktı, kaçacak yer yok. Karşıda otlamakta olan bir inek gördü. Bütün kuvvetini toplayıp, ineğin yanına doğru koşmaya başladı. Nefes nefeseydi. Az önceki sıçrayışında biraz daha ağır kalsa, neredeyse dik kuyruğunun ucundan yakalanacaktı. Can havliyle bir yandan ineğin yanına koşuyor, bir yandan da, dur sen, diyordu, bir kurtulayım neler yapacağım sana, dur sen!..


Nihayet ineğin yanına ulaştı fare. Yalvardı, yakardı, beni sakla diyerek. Ne derse desin inek kabul etmiyor, senden az çekmedim, diyordu, ne halin varsa gör!


Türlü diller döktü, ağladı.


-Ben ettim sen etme inek kardeş, diyordu, şu kedi belasından bir kurtulayım, beni sen bile tanıyamayacaksın. Nasıl akıllı-uslu olacağı bir bilsen… Hem bir düşünsene, kuyruğu dik fare ve inek… Asırlar sonra bile bizi anlatacak kitaplar.


Sonunda;


-Peki peki, dedi inek; uzatma da geç şöyle arkama,


Ve farenin üstüne ‘şey etti’.


Kedi ovaya vardığında acınacak haldeydi. Ayakta duracak hali kalmamıştı zavallı hayvanın. Hemen sağa-sola bakınmaya başladı. Dümdüz bir ovaydı burası ve karşıdaki inekten başka kimsecikler yoktu. Belki de bu inek fareyi görmüştür diye düşündü. Son takatini toplayarak ineğin yanına geldiğinde, bir şey sormasına gerek kalmamıştı. Kedi gülmeye başladı.

Az sonra açıkça söylemek ayıp olmasın diye ( Bol, Odun, Kır )kelimelerindeki baş harflerin birleşiminden anlaşılacak olan kelime (ŞEY) diye ifade edilecektir.

Manzara şöyleydi: Dümdüz bir ova, bir inek, ineğin hemen arkasında taze ‘şey’ kümesi, onun içinde dik bir kuyruk…


Yavaş yavaş yaklaştı kedi, kuyruğundan tuttuğu gibi fareyi parçalayıverdi.


Hazreti Mevlana bu hikayeden üç şey anlamak lazım diyor:


Bir: Sana her ‘şey’ atan senin düşmanın değildir.


İki: Seni ‘şey’den çıkaran herkes dostun değildir.


Üç: Bu kadar ‘şey’in içinde kuyruğu dik gezmenin alemi ne?

10:00 - 20/9/2007 - Yorumlar {0} - Yorum Yaz

FOTOĞRAFÇEM

İçimde keşfetmediğim, keşfedemediğim ama içten içe bildiğim hatta emin olduğum bir yanım var..
Fotoğrafçı yanım...
Zamanı karelere dökmek, anları yaşamak, yüzlere bakmak,  çizgilere dokunmak....
Gitgide büyüyen bir özlem...

12:47 - 20/9/2007 - Yorumlar {0} - Yorum Yaz

emmy


Emmy ödüllerinin verilmesinin ardından paylaşmaktan kendimi alıkoyamadığım Jaime Pressly' e  karşı hayranlığımın Türk Televizyonlarında da cnbc-e de gösterilen ''my name is earl'' adlı dizide göstermiş olduğu performans sayesinde komedi dalında en iyi yardımcı aktrist ödülünü almasıyla birlikte üst noktaya ulaştı. Dead or Alive  ''Ölü ya da Diri'' adlı sinema filminde  göstermiş olduğu iyi izlenimle dikkatimi çekti ve şimdi de bu ödülle hayranlığımı daha da katladı...

Bir kadında olması gereken cazibe, dişilik, yırtıcı ve bazen de gerekli olan :D saf bakışların hepsi mevcut...
Daha ne olsun ki...

11:56 - 19/9/2007 - Yorumlar {0} - Yorum Yaz

Mevlana

DEVE İLE FARE

Bir gün minik bir fare yolda gördü bir deve;
Semerini çıkarmış, yem’ini geve geve,

Sahibi yokmuş gibi amaçsız yürüyordu,
İpi nasılsa düşmüş, yerde sürünüyordu.

Küçük fare durumdan hemen görev çıkardı.
Biraz sonra ağzında deve yuları vardı.

Fare biraz yürüdü, ip bir hayli gerildi
Deve de uysal hayvan, o tarafa yöneldi.

Fare buna sevindi; dahası, kurumlandı;
Gördüğü itaatı kendi gücünden sandı.

“Meğer ne yiğitmişim, ne kadar da kahraman;
Var mı acep dünyada benim gibi pehlivan !”

Farenin yedeğinde kos kocaman bir deve,
Bir hayli yol aldılar geçerek ova tepe.

Derken küçük bir dere çıktı karşılarına
Farecik durdu kaldı, kalbini aldı tasa.

“Ne oldu” dedi deve, “çok iyi gidiyordun;”
Güçlü ve akıllıydın, ustaca güdüyordun ?

Sen ki beni dağlardan, tepelerden aşırdın;
Ne için durakladın, niye böyle şaşırdın ?

Hani benim güdücü’m, güçlü kılavuzum’dun ?;
Haydi, durup düşünme kara kara, upuzun.

Yiğit ol da gir suya, dereden geçir beni;
Çok iyi kılavuzdun, göster marifetini.”

“Arkadaş !” dedi fare, “bu su engin bir deniz;”
Hem de bir hayli derin, yok ki dibinden bir iz.

Saklayacak bir şey yok, canımdan korkuyorum,
Ben bu suyu geçemem, girersem boğulurum.”

“Bir bakalım” diyerek şu bizim uysal deve,
Bir iki adım attı, gitti, girdi dereye.

“Baksana korkak fare, hiç de değilmiş derin;
Buncacık su için mi bunca koyu kederin ?

Bak o kadar az ki su, dizimden de aşağı;
Boşuna eritmişsin yüreğindeki yağı !”

Fare dedi : “bu dere sana göre karınca,
Ama benim gözümde koskoca bir ejderha !”

“Dizden dize çok fark var; sana diz boyu ancak,
Ama benim boyumu metrelerce aşacak.”

Deve dedi : “Ey ahmak, madem farkettin farkı,
Artık kendine gel de bitsin artık bu şarkı.

Terbiyesizlik etme, yakma kendi canını,
Boyuna bosuna bak, kendini iyi tanı.

Elini yıkamadan hamur açmaya bakma;
Ticareti bilmeden dükkân açmaya kalkma.

Kendi denginle yaşa, kendi denginle uğraş;
Kedi isen kediyle, itsen itlerle dalaş.

Kul isen kulluğu bil, sultanlığa yeltenme,
Denizi görmemişken kaptanlığa özenme.

Boyunu aşan işe haddini bil, bulaşma,
Sorumlu olmadığın işlerle de uğraşma

05:31 - 15/9/2007 - Yorumlar {0} - Yorum Yaz

LÜTFEN CAMİYE GİDİNİZ

ARKANIZDAN SEVGİLİ HOCALARIMIZIN SİZİ EN İYİ ŞEKİLDE TANITMASINI İSTİYORSANIZ LÜTFEN CAMİYE GİDİNİZ....
YALAN YANLIŞ BEYANLAR OLMASIN...

09:01 - 10/9/2007 - Yorumlar {0} - Yorum Yaz

lütfen gerçek olmasın


Bu görüntüyü izlerken herkesin gözlerini fal taşı gibi açacağını şimdiden görebiliyorum..
Dehşet verici bir olay ve ben bunun gerçek olmadığını düşünmek istiyorum.

08:51 - 10/9/2007 - Yorumlar {0} - Yorum Yaz

GÖRÜNTÜLÜ KONUŞMA DEVRİ BAŞLADI

 

Evet... Yıllardır beklenen şey nihayet gerçekleşti...
Artık görüntülü görüntülü konuşabileceğiz.
Türk milletinin hazır icatların üstüne neler yapabildiğini hepimiz çok iyi biliyoruz.
Ve şimdiden merak ediyorum...
Bütün dünyanın aklına gelmeyen,
icat üstüne icatı nasıl ince el işçiliği kıvamına getirebileceklerini...

04:19 - 7/9/2007 - Yorumlar {0} - Yorum Yaz

AĞLASAM MI GÜLSEM Mİ karar veremedim

 

Kadına şiddeti anlatan bi şey yazmak istedim ve araştırma yaparken bu karşıma çıktı.
Ne desem ne yazsam boş diye düşündüm sonrasında.
Yorum sizin...

10:47 - 6/9/2007 - Yorumlar {0} - Yorum Yaz

işte bu sahneee

 

Başrollerini ANTONY HOPKİNS ve ALEC BALDWİN' in paylaştığı inanılmaz bir film.
sadece yukardaki sahne için bile izlenebilecek bir yapıt,
izlemenizi şiddetle tavsiye ediyorum...

02:50 - 6/9/2007 - Yorumlar {0} - Yorum Yaz

İHANET

Herşeyi bilmenin çok da iyi olmadığını öğreten müthiş bir film İhanet '' the edge ''...

Okumayı ve kitapları severim; ama bunlar dostlarım yok diye bir uğraş olmaktan ibaretse bilmemeyi yeğlerim.

02:33 - 6/9/2007 - Yorumlar {1} - Yorum Yaz

geri ileri
Tanıtım
Tanıyın, Öğrenin!!!

Ana Sayfa
Profil
Arşiv
Arkadaşlarım

Son yazilarım
- yine yapacağını yaptı...
- mutlaka kulak verilmesi gereken bi müzik!!!
- ...............
- Türk halkına çağrı
- Eğlence mi? Savaş mı? Futbol mu?

Arkadaşlarım
- sseerrsseerrii
- baristaskiran
- mtb1973
- sonkere
- yukselgungor
- quietbetweer
- cemremin
- lal
- Hallowman34
- ertugrul23
- kutii
- hakan06
- hepsi123
- sevdanile
- bloomix
- 19911993